Categories
Sokak Fotoğrafçılığı

Sokakta ne çekeceğim? Bölüm 1

Sokak fotoğrafı çekiyorsunuz, bundan çok keyif alıyorsunuz ve makinayı boynunuza takıp sokaklara çıkmaya hazırlanıyorsunuz. Piller şarjlı, hafıza kartları boş, enerji tavan! Tam evden çıkmak üzereyken o rahatsız eden soru bir anda iç sesinizden bağıra bağıra kulaklarınıza ulaşıyor; ‘iyi ama sokakta ben ne çekeceğim?’

Sakın modunuzu düşürmeyin; çünkü neredeyse hiç konu sıkıntısı yaşanmayan bir alanda fotoğraf çekiyorsunuz. ‘Demesi kolay, biz senin kadar şanslı değiliz!’ diyenler… Ben de sizi çok seviyorum 🙂

Sokak fotoğrafçısının daha aksiyona geçmeden bilmesi gereken en temel 2 konu olduğunu düşünüyorum; kontrol edebildiği faktörler ve sürprizler. Bizim kontrolümüzde olanlar; 

  • kullanacağımız ekipmanlar; fotoÄŸraf makinası, lens/açı tercihlerimiz
  • nereye gideceÄŸimiz
  • ne zaman gideceÄŸimiz

Sürprizler ise yukarıdakiler dışında kalan her şey! yine de ilk aklıma gelenleri birkaç maddede paylaşayım;

  • ‘o an’
  • potansiyel konuların hareketi (yönü, akışı, hızı)
  • hava durumu
  • ışık/gölge

Belirsizlikler listesinde boğulmadan daha çözüm odaklı ilerleyelim.

Sanatın diğer başlıklarında olduğu gibi fotoğrafta da yaratıcı bir yaklaşım ve kafa yapısında olmamız gerekiyor. Bu bağlamda ilk önerim fotoğrafın teknik alanlarını daha verimli kullanmak. Bunun için de fotoğrafçının, ışık ve pozlama konularına hakim, ne yapacağını bilen ve kullandığı fotoğraf makinasını da adeta vücudunun bir uzantısı gibi kullanabilir kabiliyette olması oldukça önemlidir. 

Biraz güneş, güçlü bir ışık kaynağı, aydınlık vitrinler… Gelsin silüet fotoğrafları 

​​

Silüet fotoğrafı
silüet fotoÄŸrafı – Kadırga, İstanbul (Sony A7iii Sigma 35mm / f:4 1/2500s iso100)

Doğru ve amaca uygun pozlama, en sıradan ortamdan bile fotoğrafçıya ortalamanın üstünde kare getirir. Bu konuda en iyi örneklerden biri silüet fotoğraflarıdır. Eğer ışığın yeterince güçlü olduğu bir günde fotoğraf çekiyorsanız, ışığı en aydınlık alandan okuyup (aydınlık alandan kastım; ışık kaynağının -gündüz fotoğrafları için güneşin- en çok aydınlattığı açık renk bir duvar gibi alanlar, kesinlikle ışık kaynağının kendisi değil), onun önündeki konuları silüet olarak fotoğraflayabileceklerdir. Tabii en doğru ifadeyle kusursuz silüet fotoğrafı için konunun ışık kaynağı ile fotoğrafçı arasında olması gerekmektedir.

Silüet Fotoğrafı
Silüet fotoÄŸrafı – Karaköy Alt Geçit (Sony A7iii Sigma 24mm / f:3.2 1/400s iso100)

​

Işık varsa gölge de var… o zaman ışık/gölge fotoğrafları

Işık/Gölge Fotoğrafı
Işık/Gölge Fotoğrafı (Sony A7iii Sigma 35mm / f:3.5 1/3200s iso100)

Bir diğer konu, yine bol ışıklı ortamlarda ışık/gölge fotoğraflarıdır. Özellikle şehrin mimari yapıları, dar ya da geniş caddeleri sokak fotoğrafçılarına oldukça etkili ışık/gölge fotoğrafı çekme şansı verir. Işığın daha yatay gelmeye başladığı saatlerde bu etkiyi daha iyi vurgulamamızı sağlar. Bir küçük tavsiye; kadrajınızda ana konunuzun gölgesi varsa kesmeden, tamamını almanız yerinde olur.

Işık/Gölge Fotoğrafı - Şapkalı Kadın
Åžapkalı Kadın – Işık/Gölge FotoÄŸrafı (Sony A7iii Sigma 35mm f:2.2 1/2000s iso100)

Kompozisyon metotları hayatı kolaylaştırır; ters boşluk nam-ı diğer negative space

Ters BoÅŸluk/Negative Space
Müzede 1 gün – Ters BoÅŸluk/Negative Space (Sony A6300 10-18mm / f:5 1/2500s iso400)

Yine şehir mimarisi, dar sokaklar, geniş caddeler, devasa duvarlar ve bunların arasında iyice küçülen hayata dair anları anlatmak için ters boşluk (negative space) kompozisyon metoduna başvurmak hemen hemen her zaman işe yarar. Bunu doğru pozlamayla da yaptıysanız kesinlikle bastırıp duvarınıza asacağınız bir fotoğraf çekebilirsiniz. Kadrajın büyük bir kısmını kaplayan düz, boş ya da gölgede kalan  alanlar ve bunlara hem yüzey hem de hareket unsuruyla kontrast olarak oldukça küçük kalan ana konumuz izleyicinin daha çok dikkatini çekecektir. Unutmayın; az çoktur!

Ters BoÅŸluk/Negative Space
Vapurda Oturanlar – Ters BoÅŸluk/Negative Space (Sony A7iii Sigma 24mm / f:9 1/500s iso100)

Enstantanenin hızlısı da yavaşı da candır

Hareket NetsizliÄŸi
Kırmızı Işık – Hareket NetsizliÄŸi (Sony A7iii Sigma 35mm / f:20 1/3s iso50)

Sokak fotoğrafıyla hareket/dinamizm kavramlarını ayrı düşünmek mümkün değildir. Eğer fotoğrafın kurgusunda hareket parametreleri varsa o zaman enstantaneyi yaratıcı bir şekilde kullanmak kaçınılmazdır. Hızla akıp giden ya da gerçekleşen bir olayı etkili anlatabilmek için ya yüksek enstantane kullanıp hareketi dondururuz ya da düşük enstantane kullanıp hareketi akışında fotoğraflarız. Hatta bu süregelen bir hareketse her iki şekilde de ayrı ayrı fotoğraflamak bize oldukça keyifli fotoğraflar çekme şansı sunacaktır.

Zıplayış - Hareketi Dondurmak
Zıplayış – Hareketi Dondurmak (Sony A7iii Sigma 24mm / f:1.6 1/2500s iso100)

Elalem ne der? ne derse desin boşverin… Yüksek ISO’dan korkmayın

​

Son Vapur - Yüksek ISO
Son Vapur – Yüksek ISO ( Olympus OM-D E-M10iii 14-42mm / f:3.5 1/125s iso2000)

Peki ya ışığın az olduğu ya da akşam/gece fotoğrafları çekiyorsak… o zaman benim önerim yüksek iso değerlerini kullanmaktan çekinmeyin. Birilerinin ‘yüksek iso fotoğrafta dijital gürültüye sebep olur!’ dediğini duyar gibiyim. Şöyle cevap vereyim; dijital fotoğraf teknolojileri hem fotoğraf makinası hem de görüntü işleme alanlarında gayet iyi seviyelere geldi.O yüzden dijital gürültü o kadar da büyük sıkıntı değil. Ayrıca düşük iso değeriyle çekilmiş dijital gürültüsü minimum olan netsiz fotoğraf mı yoksa yüksek iso değeriyle çekilip dijital gürültüsü olan net fotoğraf mı? Sizler anladınız sanırım beni. 

Tarihi Tramvay - Yüksek ISO
Tarihi Tramvay – Yüksek ISO (Sony A7iii Sigma 135mm / f:1.8 1/160s iso12800)

hep kurallara uygun hareket etmekten sıkılmadınız mı? beyaz ayarına siz karar verin

İskelenin Bekçisi - Değiştirilmiş Beyaz Ayarı
İskelenin Bekçisi – DeÄŸiÅŸtirilmiÅŸ Beyaz Ayarı (Sony A7iii Sigma 35mm / f:2 1/800s iso100)

Fotoğraf tekniklerini kullanarak bu konudaki son önerim ise makinanın beyaz ayarını kasıtlı olarak değiştirin. Bunun etkisini burada çok detaylandırmayacağım, lütfen bizzat deneyip keyfini çıkarın. Ama bir örnek karenin de tiyosunu vermek istiyorum. Yağmurlu bir günün akşamüstü, hatta akşam saatlerinde fotoğrafı AWB (otomatik beyaz ayarı) ile değil florasan ayarıyla çekin. Tabii RAW formatta fotoğraf çekenler için bu ayarı doğrudan Lightroom ya da Photoshop’ta da değiştirebilirler. Bunu bir de bulutlu(cloudy) ya da gölge(shade) ayarlarında da denemeye ne dersiniz?

Yağmurdan kalan - Değiştirilmiş Beyaz Ayarı
YaÄŸmurdan kalan – DeÄŸiÅŸtirilmiÅŸ Beyaz Ayarı ((Sony A7iii Sigma 35mm / f:1.8 1/320s iso100)

Bu yazının ilk kısmını burada kesiyorum. Ama devamının geleceğini de şimdiden belirteyim. Sizler şu ana kadar anlattıklarımı deneyip sonuçları ve yorumları benimle paylaşırsanız hep beraber bu yol arkadaşlığımızı daha da faydalı bir yere taşıyabiliriz. Sorularınız ve yorumlarınız için bana Instagram’da @hakanyasar ( https://www.instagram.com/hakanyasar/ ) hesabından ulaşabilir, fotoğraflarınızı #hakanyasar etiketiyle paylaşabilirsiniz. 

bir sonraki yazıda buluşmak üzere.

Categories
Sokak Fotoğrafçılığı

neden fotoÄŸraf? ‘fotoÄŸraf ve yaratıcılık’

Dijital teknolojiler ile beraber en hızlı geliÅŸen üretim metotlarının arasında ‘fotoÄŸraf’ şüphesiz listenin zirvesini zorluyor. Bu geliÅŸmelerden ÅŸu an bahsetmeyeceÄŸim, onun yerine bu yazı serisinde ‘neden fotoÄŸraf?’ sorusunun cevabı üzerine gideceÄŸim. ilk konumuz: ‘fotoÄŸraf ve yaratıcılık’.
 
Fotoğraf ve YaratıcılıkSony A7iii | Tamron 28-75mm f:2.8 | f:4 1/1000s iso100 @28mm
 
 
FotoÄŸrafın yapılabilecek en büyük haksızlık; ‘fotoÄŸrafı bir makina marifetiyle görüntü üretme aktivitesi’ tanımına sıkıştırmak olur sanırım. Oysa fotoÄŸraf çekerken  deklanşöre basıp ‘o an’ı kaydetme iÅŸleminin gerisinde çok daha fazlası vardır. Bunların arasında en heyecan verici olanı ‘yaratıcılık; farklı bir bakış açısı ile konuya bakabilmektir’. Bu yazıyla paylaÅŸtığım Galata Köprüsü karesi son zamanlarda çektiÄŸim en keyifli fotoÄŸraf oldu. Şöyle ki; pek çok arkadaşımın ‘Galata Köprüsünün çekmediÄŸin civatası kaldı mı?’ takılmalarına muhatap olacak kadar çok köprüde vakit geçirdim. Her seferinde yeni bir heyecan, yeni bir arayışla fotoÄŸraf çekiyorum. Bu karedeki kadraj ÅŸu ana kadar (yaklaşık son 8 senedir) hiç aklıma gelmemiÅŸti, farketmemiÅŸtim, görememiÅŸtim. Eminim benden önce birileri düşünüp, görüp çekmiÅŸtir ama ben denk gelmedim. Güzel tarafı da o ya zaten… Tamamen özgün, ‘o an’a dair, beni mutlu eden, yeni ve hepsinden önemlisi benden bir ÅŸey. Üstelik bu fotoÄŸrafı çekmek için öyle pahalı bir fotoÄŸraf makinasına da ihtiyacınız yok. Bir telefon kamerasının bile çekebileceÄŸi bir fotoÄŸraf. Tek ihtiyaç; o kameranın arkasında hayata farklı bakma refleksine sahip bir fotoÄŸrafçı. Siz de o fotoÄŸrafçı ile tanışmak istiyor musunuz? En yakınınızdaki aynaya bir bakıverin, sizi tam orada bekliyor.
 
Hadi o zaman! Åžimdi buyrun hayata farklı bakmaya…
 
 
Meraklısına not:
Fotoğrafı çekmek için merdivenlerdeki ara düz alanda durdum. Fotoğraf makinasını iki elimle boyumdan yaklaşık 50cm daha yukarıya kaldırıp hem köprünün alt kısmındaki grafiği hem de merdivenlerden çıkan adamı sığdıracak şekilde kadrajımı yaptım. Sonra da deklanşör! 🙂
 
küçük bir ipucu; uygun kadraj oluşmasını beklerken ışık ölçümünüzü doğru yapıp (bu kare için merdivenlere düşen ışık) ya pozu kilitleyin ya da ışık ölçümü ile okuduğunuz değerleri girip M modunda hazır bekleyin.

Categories
Sokaktan hikayeler

En iyi sokak fotoğrafımı çektim

Evet haklısınız… ¨en iyi fotoğraf henüz çekilmedi¨, bence de çekilmedi ama bu fotoğraf sokak fotoğrafçılığına dair beynimin kıvrımları arasında dolaşan ne varsa hepsinin özeti oluverdi. Öncelikle ‘eee… ne var ki bu fotoğrafta’ diyen değerli fotoğrafçı arkadaşlarım; az sabrınızı ve ilginizi rica ediyorum yazının tamamını okuyana kadar.
FonSokak Grubunun toplantısı için akşamüstü Kadıköy’den vapura binip Karaköy’e geçecektim. Bir tarafta elimde telefon e-kitap okuyordum, boğazın biraz insanın içine işleyen sert rüzgarı ve birkaç dakika öncesinde tanıştığım Mehmet Ali’nin sohbeti kitaba baskın çıktı. Bir taraftan sohbetin keyfi, öte yandan asırlara meydan okuyan duruşlarıyla İstanbul’un sembolleri Sultanahmet Camii, Ayasofya, Topkapı Sarayı ile sessiz selamlaşmalarım içinde vapur Karaköy İskele’ye yanaştı hatta son seferi olduğu için park etti. Mehmet Ali ile binlerce yıl öncesine dayanan dostluğumuzun samimiyetinde kucaklasıp ayrıldık. Elimde fotoğraf makinası yürümeye başladım. İşte tam o sakin adımlarımın gittiği yerde fotoğraf, fotoğrafım karşımdaydı. Adeta haykırıyordu ‘o an’ 3-5 metre öteden; ‘daha ne bekliyorsun çeksene işte! buradayım!…’ ve çektim… 2 kare.
Fotoğrafta 2 yaşlı adam Ziraat Bankası binasının önündeki panolarda yer alan fotoğraflardan birinin önünde konuşuyorlardı. Biri diğerine o fotoğrafın neresi olduğunu, orada zamanında olan başka mekanların ismini de söyleyerek gösteriyordu. Muhtemelen 50’li belki de 60’lı yıllardan bir fotoğraf. Günlük hayata kadraj atmış fotoğrafçı, biraz da estetik kaygılarla kompozisyonunu yapmış ve çekmiş. Bugün 2020’deyiz. O zamanın çocuğu ya da ergeni olan 2 yaşlı adam o fotoğraf üzerinden İstanbul’u, hatıraları konuşuyor. fonda iyice gerilerde Süleymaniye Camii’nin silüeti tüm ihtişamıyla Ahmet Haşim’in şiirinin kızıllığında bir İstanbul akşamını selamlıyor.
Şimdi fotoğrafın çekildiği zamana dönelim. Fotoğrafçı için fotoğrafik olarak hoş görünen herhangi bir İstanbul günüydü muhtemelen. Bir sipariş üzerine, o günü anlatmak üzerine ya da belki sadece keyfi olarak çekilmişti fotoğraf. O caddelerden, meydanlardan geçen herhangi birinin her gün görebileceği manzaralardan ya da klişe kadrajlardan biriydi. Şehrin normali, olağan duruşunun bir anıydı. Oysa zaman tünelinden geçiverince şimdi iki eski ahbabın maziye heyecanla baktıkları bir başka gerçekliğe dönüşüvermişti.
Sokak fotoğrafıyla ilgili heyecanımı, isteğimi, neden yaptığımı hep şöyle özetledim;
‘değişen, dönüşen, evrilen -iyiye ya da kötüye- şehrin bu hallerine küçük görsel notlar düşmek’
bir şekilde fotoğraflarıma, yaptığım işe ilgi gösteren, destekleyen, değer veren herkese yürekten teşekkür ederim ancak küçük de bir itirafım var. Ben bu fotoğrafları sizin bugünkü haliniz, bakışınız için çekmiyorum. Bu fotoğrafları 10 yahut 15 sene sonraki haliniz için, şu anın çocukları, henüz doğmamış insanlar için çekiyorum. Onlar da görsünler Galata Köprüsünü bugün gördüğümüz gibi, balıkçıları tanısınlar; dünyada böyle bir köprü üzerinde balık tutan ve emsali çok az olan olta balıkçılarını, Boğaziçinin nazlı beyaz kuğuları; vapurları görsünler, martıları nasıl simitle beslediğimize gülsünler. Bazen Cankurtaran’a, Kadırgaya doğru fotoğraflarımda yürüsünler, Eminönü meydanının kestanecilerini tanısınlar.
Fotoğrafçının ismini boşversinler, ama İstanbul’u benim fotoğrafladığım gibi de görsünler, bilsinler.
iÅŸte sözün özü; en iyi fotoÄŸrafımı çektim ÅŸu ana kadar olanlar arasında. Var olan bir zaman tüneline kadraj attım ve bu fotoÄŸrafa yıllar sonra bakanlar önce 2020’ye dönecekler, oradan da adamın iÅŸaret ettiÄŸi 50’li, 60’lı yıllara. Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde…

Zaman Tüneli
en iyi sokak fotoÄŸrafım – Sony A7iii 24mm f:2.2 1/400s iso100

Categories
Sokak Fotoğrafçılığı

Sokak Fotoğrafçılığı nedir?

Diğer fotoğrafçılık alanlarından farklı olarak, sokak fotoğrafçılığı; adını çekilen konudan değil fotoğrafın üretim biçiminden almaktadır. Düğün fotoğrafçılığının konusu düğün ve düğün kavramını oluşturan (örneğin gelin, damat, görümce 🙂 düğün mekanı, vb.) unsurlardan şekillenir. Benzer şekilde portre ya da stüdyo fotoğrafçılığını da düşünebiliriz. Ancak başta da dediğim gibi konu sokak fotoğrafçılığına gelince iş biraz değişiyor. Sokak fotoğrafçılığı; -geniş ve kapsayıcı bir yaklaşımla- hepimizi kuşatan insani durumların fotoğrafik olarak ifade edilme metodu olarak düşünülebilir. 

Sokak fotoğrafçılığının en keyifli tarafı fotoğrafçısıyla özdeşleşmiş özgünlüğü ve eşsiz olmasıdır. Bu özgün yaklaşım her fotoğrafçıyla beraber oluşan farklı bakış açılarına hayat verir. Bu sebeple karşılaştığımız sokak fotoğraflarının bazılarında insanlar ve ifadeleri, bazılarında güzelleme ve biçimsel anlatım, bazılarında hayatın daha can yakan kısımları, bazılarında yine hayatın eğlendiren, keyif veren anları, bazılarında da tamamen hesapsız ‘o anın’ dondurulması vardır. Bu listeyi insan davranışlarıyla ilgili daha bir çok kategoriyi de ekleyerek genişletmek mümkündür.

Sokak fotoÄŸrafçılığının -ortalama yaklaşımla- saniyenin 1/125’inde dondurulmuÅŸ ‘o an’ kavramına yaslamanın çok doÄŸru olduÄŸunu düşünmüyorum. Evet fotoÄŸraf belki 1/125s enstantane ile çekilmiÅŸ olabilir ama onun arkasında fotoÄŸrafçının kiÅŸiliÄŸi, hayatı nasıl görüp algıladığı, analitik, duygusal ve sosyal zekasıyla nasıl bir kurgunun hayaline sahip olduÄŸu önemlidir. Bu da çekilen  fotoÄŸrafı doÄŸrudan ÅŸekillendirir. Sonuç olarak bu referans noktasıyla ilerlediÄŸimizde, bir sokak fotoÄŸrafçısının üretimi birbirinden bağımsız karelerden oluÅŸmuÅŸ bir filme, ‘o an’ ların peÅŸinden koÅŸarak örülmüş harika bir maceraya dönüşür. 

Sokak fotoğrafçısının bitmez tükenmez gayretinin, arayışının sebebine dair cevabı dışarıda aramamak gerekir. Çünkü çekilen her fotoğrafla, fotoğrafçının oto portresini oluşturan yap-boza bir parça daha eklenmiş olur.  Her kare hayatımıza, iç dünyamıza, dünyayı nasıl gördüğümüze, hayallerimize ya da travmalarımıza dair ipuçlarını barındırır. Özetle fotoğrafçı aslında fotoğraf makinasının önündekini değil arkasındakini çeker, yani kendisini.

Burada esas konu sokak fotoğrafçılığının genel olarak ne anlama geldiği ya da toplum için ne ifade ettiği değil, bunun sizdeki karşılığının, anlamının ne olduğudur. Fotoğrafçının kendine sorması gereken ne çekmek istediği, neden çekmek istediği, hikaye anlatıcılığı rolünü üstlenirken fotoğrafları ve onların izleyicileriyle nasıl bir iletişim metodunu tercih ettiğidir.

O zaman sorumuza geri dönelim;

Sokak fotoğrafçılığı sizin için ne anlama geliyor?

Cevaplarınızı heyecanla bekliyorum.