Loading...
Sokak Fotoğrafçılığı

Sokakta ne çekeceğim? Bölüm 2 (yansıma, mimari, netsiz, farklı açılar)

fotoğrafta bakış açısını değiştirmek lazım – İstiklal Caddesi, İstanbul (Sony A7iii Sigma 24mm / f:2 1/800s iso100)

Bir önceki yazıda sokak fotoğrafçısının konu sıkıntısı yaşamayacağını söylemiştim. Hiç hız kesmeden kaldığımız yerden tam gaz devam. 

Su birikintisi, vitrinler… işte yansıma fotoğraflarının başladığı yerler

yansıma fotoğrafı - Karaköy , İstanbul (Fujifilm X-T1 XF16-55mm / f:4.5 1/160s iso200)
yansıma fotoğrafı – Karaköy , İstanbul (Fujifilm X-T1 XF16-55mm / f:4.5 1/160s iso200)

Instagram’da beni takip edenler biliyor; olmazsa olmazlarımdan biri yansıma kareleri! Şehir hayatının en kolay konuları genelde yansımalardan gelir. Yansıma kareleri için vitrinlere biraz yaklaşmak, su birikintilerinin başında vakit geçirmek hem size hem de sizi seyreden meraklı gözlere epeyce keyifli anlar yaşatır. Tam da bu yazıyı yazarken oturduğum kafenin önünde sokağa bir kova su döktüler. Yazıyı bıraktım, birkaç yansıma karesi çektim, kaldığım yerden devam ediyorum. ‘Hani istesen olmaz!’ diyemeyeceğim, çünkü fotoğrafçı kafa olarak hazırsa kısmeti peşini bırakmaz. Yeri gelmişken; benim için iyi bir yansıma karesinde mutlaka bir parça gerçek dünya ve yaşam unsuru da yer almalı. Yaşam unsuru ile desteklenmiş gerçek dünyanın kombin olduğu kareler daha bir dolu dolu geliyor.  Su birikintileri dışında vitrinlerdeki yansımalar ayna etkisi yapacağı için gerçek dünyanın birebir kopyası gibi sonuç verir. Bu tip karelerde de kadrajda -mümkünse- gerçek dünya/yansıma görüntü ilişkisini tam simetrik göstermemeyi tercih ederim. Kompozisyonda tam simetri sıkıcı gelir bana. Yansıma konusunda son önerim ise; fotoğrafa çıktınız, baktınız çok keyifli fotoğraf çıkmıyor… o zaman çantanızda taşıdığınız suyu yere dökün! Alın size nefis bir yansıma ortamı 🙂 Hatta bu tip fotoğrafları çekerken cep telefonunuzun kamerası da efsane sonuç verir. Telefonu ters tutup kamerasını yere yakın konumlandırırsanız yansıma etkisini daha da arttırırsınız..

şehrin mimarisini ıskalamamak lazım

mimari fotoğraf - Eminönü , İstanbul (Sony A7iii Tamron 28mm / f:5 1/100s iso50)
mimari fotoğraf – Eminönü , İstanbul (Sony A7iii Tamron 28mm / f:5 1/100s iso50)

Sokak fotoğrafçısının bir parça iddialı olması gerektiğini söylesem umarım bana hatır koymazsınız 🙂 İyi kareler için diğer fotoğrafik türler, disiplinler konusunda okumuş, öğrenmiş, kabiliyetlerini geliştirmiş olması bence kaçınılmazdır. Buna ilk örneğim mimari unsurların kadrajda yer aldığı fotoğraflardır. Eğer konunuzla mimari unsur arasındaki uyumu, ilişkiyi doğru bir şekilde aktaramazsanız sanki bir parça eksik kalır fotoğraf. Bu sebeple mimari disiplini bilip konumuzda kullanacağımız mimari yapıyı doğru kadrajlayıp sonra da ‘o an’ karesini beklemeye başlarız. Evet, sokak fotoğrafı bu bağlamda kurguya ihtiyaç duyar! Özellikle karakteristik mimariye sahip binalar önünde bu tip kurgular bizi bakılası fotoğraflara ulaştırır. Sözün özü; ağaç ya da kaya değiliz! Birazcık gayret, birazcık araştırma… Sonra da yeni öğrendiklerimizi uygulayarak daha iyi fotoğraflar. Hatta ve hatta zamanı gelip inadına bu kuralları yıkacak bile olsanız önce bilmek gerekiyor.

Jilet gibi keskin olacakmış… hadi be oradan! Netsiz kareler

Netsiz fotoğraf - Galata Köprüsü, İstanbul (Sony A7iii Sigma 24mm / f:6.3 1/800s iso50)
Netsiz fotoğraf – Galata Köprüsü, İstanbul (Sony A7iii Sigma 24mm / f:6.3 1/800s iso50)

Fotoğraf bir sanat dalıdır! Aksini iddia edenlerle tartışmak sadece zaman kaybıdır. Şimdi durup dururken bu topa neden girdim? Şöyle ki; fotoğrafçının yorumu, anlatımı fotoğrafı çekerken çok önemlidir. Hep daha net, daha keskin fotoğraf arayışı var ya… Belki de o sizin arayışınız değildir. Lafı daha uzatmadan ana konumuzu flu/netsizde bırakan fotoğraflar sokakta bizim farklı kareler üretmemize kapı aralar, hatta belki de fotoğrafın sanata bakan yüzüne daha da yaklaştırır. Klişe bir örnek vereyim (en doğru örnek olduğu iddiasında değilim) ; İstiklal Caddesi’nde hep tramvayı net çekmeye çalışmak yerine başka bir yere yapın netliğinizi. Mesela hemen önünüzdeki raylara… hatta daha da ötesi; hiç bir yere netlik olmasın. Tramvay da flu kalsın, raylar da hatta cadde de… Sırf kırmızı renk bile o fotoğrafın tramvay karesi olduğunu anlatmaya yeter. Deli saçması mı?… beğenmeyen yapmasın! Ama ‘fotoğraf tarihine’ netsiz kareleriyle adını yazdırmış isimler var. İsim, tarih işini başkalarına bırakıp ‘jilet gibi net’ fotoğraf tuzağına düşmeden derdini anlatan netsiz kareler çekmeyi deneyin.  Belki de her an herkesin çekebildiği o konular netsiz daha da iyi fotoğraflara dönüşecek. Peki bu netsiz fotoğrafları nasıl çekeceğiz? Bunun farklı yolları var ama ben kendi kullandıklarımı anlatacağım. Diyafram değerini geniş tutarım (f:2.8, f:3.2, f:3.5 gibi). Makinamın netlik ayarını manuel moda (manual focus) getiririm. Objektif üzerindeki netlik halkasını kullanarak ya öne doğru uzattığım elimi ya da ayakkabılarımı netlerim (yaklaşık 50cm-1m civarında bir mesafeyi kastediyorum) Sonra da görece olarak benden daha uzak mesafedeki konuya çevirip flu/netsizde bırakarak çekerim. Hatta bunu yaparken bir önceki yazıda anlattığım düşük enstantane ile oluşturduğum hareket netsizliğini de buna eklerim. Bundan sonrası sizin bakış açınız. Kadrajlarınızı daha da zenginleştirmek için; göz alıcı renkler, ışık gölge, ters alan/negative space kullanımı oldukça keyif verecektir. 

açı değişir, herşey değişir

farklı açılar - Beyoğlu , İstanbul (Sony A6300 Zeiss 55mm / f:2.2 1/125s iso100)
farklı açılar – Beyoğlu , İstanbul (Sony A6300 Zeiss 55mm / f:2.2 1/125s iso100)

daha önce de dediğim gibi sokak fotoğrafçılığında konu sıkıntısı çekilmez ama esas nokta çekilen fotoğrafın mesajını anlatmada ne kadar etkili, merak uyandıran, şaşırtıcı olduğudur. Bunları ortaya çıkarmak vurgulamak da fotoğrafçının işidir. O zaman gelsin yeni madde; farklı açılar kullanmak, konuya alışılagelmişin dışında bakmak. En sevdiğim konulardan biriyle örnekleyeceğim. Sokaktaki dostlarımız; kediler, köpekler hatta martılar…  bizlere hep keyifli fotoğraflar çekme konusunda yardımcıdır. Semtinizde 100 metre yürümeniz bile yeterlidir bu sevimli kareler için. Ama….biraz daha farklı, sıradanlıktan biraz daha uzaklaşan kareler için ilk yapmanız gereken açıyı değiştirmek. Bir kediyi mi çekiyorsunuz, o zaman o fotoğrafı ayakta çekmeyin, kedinin göz hizasında tutarak yapın kadrajı. Sadece iyi bir portre çekmekle kalmayıp aynı zamanda kedinin göz seviyesinden dünyanın nasıl göründüğünü de izleyicinize aktarmış olursunuz. Bu kareyi ne tip lensle çekerseniz çekin sonuç sizi mutlu eder. Tabii küçük bir hatırlatma, böyle karelerde portre yaklaşımındaki gibi netliği göze yapmayı unutmayın. Tabii buradaki yaklaşımın tam tersi makinanızı boy seviyesinden daha yükseğe konumlandırıp daha yüksek açılardan da çekin. Bunun için benim en çok yaptığım makinayı kollarımı iyice yukarıya kaldırarak tutup objektifi çekeceğim konuya doğru eğerim. Fotoğrafçıya not: fotoğraf çekerken dünyaya her zaman göz seviyenizden bakmanız gerekmiyor. Açı değişir, her şey değişir.

Bu yazının da sonuna geldik. bir sonraki yazıda görüşmek üzere. Sorularınızı ve yorumlarınızı buradan ya da instagram @hakanyasar adresinden ulaştırabilirsiniz.

Sevgiyle, sıhhatle kalın.

2 comments

Comments are closed.